16 Ağustos 2011 Salı

Bir Yolzede'nin Macerasızlıkları


Yollar yolların ardında, karşı ki kaldırımda ki kırmızı kazaklı adam, yada kısa kanatlı pegasus üzerinden sarkan hoş vucudlu baayan şekilli bulut, yada sıpsıcacık içine hüp diye çekecek gibi tombalak parıltılı yakar top, yada normalmiş gibi 10 derecede çalıştırılan klima altında şıp şıp akan burnunu tıpalaya tıpalaya yolu tamamlamaya çalışan bir ben..


Hepsinden gördüm, hoşuma gitti mi, kimisi, güldüm mü, bazısına, ağladım mı, genelde..Çok ağlarım niyeyse, korku, komedi hiç farketmez ama şimdi bu duygusal hoşluğumu karıştırmiyim bu konu içine.

O kadar enterasan bin çeşit insan var ki bu dünyada, tanışamadığım 973 çeşit başka bir alemdir tabi ama onlarla tanışmadığım için haklarında yalan yanlış konuşmiyim şimdi, hiç hoşlanmam öyle bilmediğim konular hakkında 1 yada daha fazla ünlemli atıp tutmayı, bilmiyorsam yazmam, konuşmam, dimi ama?
İşte bu da tanışıklığımın geçtiği türlerden.

Her neyse yol diyordum..
Yol ister 1 saat olsun, ister 13 saat, her türlü zor zanaat.

 13 saat olunca ayaklar şişebilir, oran buran ağrır. Ama kulakta müzik en azından ortamdan soyutlayıp kendini başka bir yerlerde takılabileceğin bir 13 saattir.

 1 saat olunca holley ne güzel dimi ama yok öyle yağma. Rahatsızlar sana rahat verirler mi, huzur içinde bir 1 saat geçir isterler mi. Kulakta müzik yok, etrafın kreş gibi çoluk çocukla çevrili, yamyamlar donatmış sanki de bıçaklarını bileyliyorlar. Ana/babalarsa ayrı alemlerde, sanki çocuk sofrayı hazırlasa da atlasak diye beklerler gibi, ses kesmek için yapılan soytarılıklar çoğunlukla çıkan sesleri bile bastıran tarzda.
 Ya arkadaki itiş kakışa ne demeli, yahu 1 saat doğru otur şurda, yok eller ayaklar hiç durmaz, sanki evinde maç izler yada dizi izler gibi bir rahatlık, leğende getirelim isterseniz.
Kalk biraz da ben ittiriyim seni, bakalım hoşuna gidecek mi, ha eğer hoşuna gidiyorsa hiç sulanma, her iki yöne doğru da akşam programım var, senin gibi tek zevkim milleti dürtüklemek değil sonuçta, yoğun insanım ben.
Hayır bir de sessiz olun yada ittirmeyin diyince bir afra tafra, ulan havan kime, öldürecek gibi bakışlar falan. Hadi tak paraşütü madem çıkalım düelloya dışarda.


Öyle bir sinirli, bir asabi yapıyor bu tipler beni.
 İnsan denen yaratık var ya, hah işte ona gıcığım ben.
Söyliyim de ona göre(!)

Bu kadar heyecan, macera işte bahsi geçen, fazlasını beklemedi umarım kimse. Yani bi kerede otobüs çarpmıştı ama kafa dönmüş onu pek hatırlamıyorum..

Bitti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder