9 Eylül 2011 Cuma

Günaydın


..
Günaydın,

Yeni bir güne daha hayatta
Aynı saatlerde, aynı yerlerde zamanın tekrarlanmasına
Dışarıda mavi gökyüzü,
İçeride yapman gereken angaryalar, bitirmen gereken işler masanda

Bu yüzden günaydın sana,
Bir fincan kahve al ve iç şerefine güneşin,
Dünkü sıkıntıları düşünme, kaygılandırırlar sadece
Oysa bugün, yeni planların günü taptaze

Ve günaydın sana,
Göz kapakların birbirlerinden ayrılmaya başladığında
Belki olur ya pencereden baktığında
Sende günaydın demek istersin bana
..




6 Eylül 2011 Salı

atarım tutamam..



yeni güne başlarken kıygı döşenmiş..şeytan elini çekmiş, yüzü gülmemiş..kara kalple zapt olunmuş sinemiz, gün biterken, yine kıygı döşenmiş..

06,09,2011 - by langersam

24 Ağustos 2011 Çarşamba

kavun mu yazsam kaz mı sopa mı?


Bloğu ilk açtığımda dedim ki, o kadar şarkı sözü yazıyorum bundan ne olacak, buraya da yazıveririm her gün ama öyle olmuyormuş, bir kere her gün ne anlatıcam ki sanki çok hareketli farklarla dolu bir hayatım varmış gibi..

Bir de şarkı sözü yazarken melodi de geliyor beraberinde sözler ahenkle süzülürken serpiştirilen kafiyeler ve çat tamamdır.
Düz yazı da melodi yok bi kere, kafam da bi melodi mırıldanıp yazmaya kalksam bu sefer kafiye de yapasım geliyor, e kafiyeyi de koyunca şiir oluyor, şiiri de alıp buraya yazmaya kıyamıyorum, diyorum biraz daha kasiyim de şarkı sözü olmasını sağliyim..

İşte bu döngü yüzünden böyle bu sayfa.. bunu bi açıkliyim istedim ..

23 Ağustos 2011 Salı

ÇIĞLIK AT !!

Fiziksel bir dizayn vardır, doğduğun gün yaratılır
İlk başlarda anlamsızsa, sonralardan yaşatılır
Yanlış olan seçimlerdir, bilinmeyen hep güzeldir
Kaybolduğun isteksizlik seni felakete götürendir

Daha iyi bir hayat yaşamayı, en azından biraz dene
Sokak lambaları altında, en sevdiğin şarkıyı söyle
Yapamıyorsan dur dinle, haydi şimdi benimle
1,2,3,4
Çığlık at!

Etrafına bakıverdin, acaba neden
Onlara ne ki senden yada yaşadığın düzenden
Onlar belki karamsardır, sense çok girişken
Herhangi bir ortamda, içinden dans etmek gelen

O halde ne tutuyorsun kendini
Tuttuğun sen, sen olamazsın ki
Bağır, çağır oyna zıpla, artık kendin ol

1,2,3,4
Çığlık at!


17 Ağustos 2011 Çarşamba

FloşRoyal

A, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 9, 10, J, Q, K ..


Her ay için bir başka kart..Bazen 13 gibi uğursuz sayıldığından 7 yok içlerinde.

Mis gibi hisleri, ardına saklandığı sisler arasından pisletmeye çalışan bir joker. Oysa ki varlığı sadece "Pis 7'li" gibi bir kaç oyunda tescilli.
Kalp sevginin temsilcisiyse demek hiç anlamadığı bu konu yaşanmamış, elinden alınmış yada bir kez olsun blöfünü yememişler.
Kim olduğu, nereden gelip nereye gittiği ne kadar değerli ki?, bedeni hep onun bıraktığı yerde peki ya ruhu? Kaybolduğu çok açık ve çok uzak kendine.
Masada oyun sürerken bahisçinin gözü üstünde, o ise sürekli yan masalardaki kartları nasıl görürüm hevesinde.



Saçmalık kokan girişler, cevapsız kalan günler, tekrar saçmalayan kelimelerle biraz raks sonrası, duyguları hedef alan son vuruş ve işte..BAM..Nakavt.

Artık hepsi onun ama biraz daha fazlası olmalı..Bir kaç söz düellosu, araya giren boşluklar, biraz blöf, günler ve 1 hafta sonra gör yada arttır, tüm kozlar elinde.
Bırak sonra ağlasın, içini döksün, sorular sorsun, hiç birine cevap verme, artık bunlara ihtiyacın yok çünkü ay bitti, yeni bir ayda yeni kartlar var elinde.

Hep aynı taktikle ilerlese bile, onlar anlayana kadar masada açılan kartlarla yine floş royal var elinde.

Bu sırada önceki ayların kartları yerlerde, en sevdiği kız bile. Tabii ki kupa değil, sembolü kalp onun, sevdiği ya maça yada sinek.


Aklının bir an olsun karıştığı bir dönemde, eski aylardan birine takılıyor gözleri yerde. Kartlardan biri diğerlerinden uzak bir köşede duruyor nedense. Sebebini anlayamıyor ama yine de uzanıp onu almaya çalışıyor ki tam o anda pencereden gelen tuhaf ve ani bir esintiyle kart ona doğru yaklaşıyor ama düz değil falsolu, onu yere atmış olmasına verilen bir tepki gibi sanki.
Bir an duraksayıp tekrar almak için hamle yaptığı anda başka bir esintiyle hoop uzaklaşıyor tekrar.
Sonunda onunla uğraşmayı bırakıp, hazır eğilmişken diğerlerini toplamaya başlıyor ama az önce döktüğü içkiden hepsi ıslanmış...

Kurumaları için bir masaya bırakıyor, bu arada uzaktaki kartı unutuyor yine..
Başka bir deste alıyor önüne ve bahisler..Yeni el başlasın..

                      --Son--

16 Ağustos 2011 Salı

Bir Yolzede'nin Macerasızlıkları


Yollar yolların ardında, karşı ki kaldırımda ki kırmızı kazaklı adam, yada kısa kanatlı pegasus üzerinden sarkan hoş vucudlu baayan şekilli bulut, yada sıpsıcacık içine hüp diye çekecek gibi tombalak parıltılı yakar top, yada normalmiş gibi 10 derecede çalıştırılan klima altında şıp şıp akan burnunu tıpalaya tıpalaya yolu tamamlamaya çalışan bir ben..


Hepsinden gördüm, hoşuma gitti mi, kimisi, güldüm mü, bazısına, ağladım mı, genelde..Çok ağlarım niyeyse, korku, komedi hiç farketmez ama şimdi bu duygusal hoşluğumu karıştırmiyim bu konu içine.

O kadar enterasan bin çeşit insan var ki bu dünyada, tanışamadığım 973 çeşit başka bir alemdir tabi ama onlarla tanışmadığım için haklarında yalan yanlış konuşmiyim şimdi, hiç hoşlanmam öyle bilmediğim konular hakkında 1 yada daha fazla ünlemli atıp tutmayı, bilmiyorsam yazmam, konuşmam, dimi ama?
İşte bu da tanışıklığımın geçtiği türlerden.

Her neyse yol diyordum..
Yol ister 1 saat olsun, ister 13 saat, her türlü zor zanaat.

 13 saat olunca ayaklar şişebilir, oran buran ağrır. Ama kulakta müzik en azından ortamdan soyutlayıp kendini başka bir yerlerde takılabileceğin bir 13 saattir.

 1 saat olunca holley ne güzel dimi ama yok öyle yağma. Rahatsızlar sana rahat verirler mi, huzur içinde bir 1 saat geçir isterler mi. Kulakta müzik yok, etrafın kreş gibi çoluk çocukla çevrili, yamyamlar donatmış sanki de bıçaklarını bileyliyorlar. Ana/babalarsa ayrı alemlerde, sanki çocuk sofrayı hazırlasa da atlasak diye beklerler gibi, ses kesmek için yapılan soytarılıklar çoğunlukla çıkan sesleri bile bastıran tarzda.
 Ya arkadaki itiş kakışa ne demeli, yahu 1 saat doğru otur şurda, yok eller ayaklar hiç durmaz, sanki evinde maç izler yada dizi izler gibi bir rahatlık, leğende getirelim isterseniz.
Kalk biraz da ben ittiriyim seni, bakalım hoşuna gidecek mi, ha eğer hoşuna gidiyorsa hiç sulanma, her iki yöne doğru da akşam programım var, senin gibi tek zevkim milleti dürtüklemek değil sonuçta, yoğun insanım ben.
Hayır bir de sessiz olun yada ittirmeyin diyince bir afra tafra, ulan havan kime, öldürecek gibi bakışlar falan. Hadi tak paraşütü madem çıkalım düelloya dışarda.


Öyle bir sinirli, bir asabi yapıyor bu tipler beni.
 İnsan denen yaratık var ya, hah işte ona gıcığım ben.
Söyliyim de ona göre(!)

Bu kadar heyecan, macera işte bahsi geçen, fazlasını beklemedi umarım kimse. Yani bi kerede otobüs çarpmıştı ama kafa dönmüş onu pek hatırlamıyorum..

Bitti.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Ara açılmasın..

Araştırma yazısı düşündüğümden daha meşakkatli yollar katetmeyi gerektiriyormuş meğer.

Ara açılmasın, beni gülümseten bir kaç resim paylaşiyim dedim belki paylaştıkça artar diye..

 feci tatlı =))
EVLATLIKSIN !! haha










bugünlük böyle olsun bakalım ..
Gülümsemeyle bitireyim tabii =)